Ekonomik krizden siyasi çözümsüzlüğe Lübnan – Selay Dalaklı



Beyrut patlamasında ölenler için adalet talep eden yurttaşlar. (Foto: Hussam Shbaro / AA)

“Bu, bizim görevimiz. Anayasadaki hiçbir şey işlemiyor. Lübnan’daki siyasi sistem, tıkanıklık halinde ve partiler arasındaki duvarlar kalınlaşıyor. Savaş ağalarını iktidarda tutan bu duvarları ortadan kaldırmak için oturup konuşmaktan başka seçeneğimiz yok.”

Lübnanlı bağımsız milletvekili Najat Saliba, 19 Ocak’ta Lübnan parlamentosunun 11. turda da cumhurbaşkanını seçememesi üzerine kendisi gibi bağımsız milletvekillerinden Melhem Khalaf ile parlamentoda başlattığı oturma eylemi sırasında özetle böyle konuşmuştu.

Saliba ve Khalaf, Lübnan’da “Değişim Güçleri” olarak bilinen siyasi bloğun iki milletvekili, seçimin yapılamadığı günün gecesini parlamentoda nöbet tutarak geçirdi. Yaptıkları açıklamaya bakılırsa, oturma eylemleri ve nöbetleri yeni bir cumhurbaşkanı seçilene kadar devam edecek.

Görev süresi 31 Ekim 2022’de sona eren Mişel Avn’ın da bundan 6 yıl önce ancak 46. oturumda seçilebildiğini düşününce, Lübnan’ın daha ne kadar cumhurbaşkansız kalacağını, dolayısıyla da iki milletvekilinin protestolarının daha ne kadar süreceğini tahmin etmek güç.

Bu siyasi belirsizlik hali ise günün sonunda ülkede yaklaşık 4 yıldır devam eden ve 5,5 milyon nüfuslu Lübnan’ın yüzde 80’ini yoksullaştırdığı tahmin edilen ekonomik krizin etkilerini her geçen gün daha da derinleştiriyor.

Peki, ne oldu da Lübnan kendisini böyle bir siyasi çözümsüzlüğün içinde buldu? Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi kriz yurttaşları nasıl etkiliyor? Uluslararası hak örgütlerinin rakamları ne söylüyor?

Mayıs 2022’den bu yana hükümet kurulamadı

Lübnan’da son parlamento seçimleri 15 Mayıs 2022’de yapıldı. İçişleri Bakanlığı’nın bundan iki gün sonra duyurduğu nihai sonuçlara göre, hiçbir siyasi parti 128 sandalyeli Lübnan parlamentosunda tek başına hükümeti kurmak için gerekli olan 64 sandalyeye ulaşamadı.

Parlamento seçimleri sonrası farklı parti ve blokların koalisyon hükümeti kurma süreci hemen her ülkede vakit alan, çoğu zaman zorlu bir süreç olsa da Lübnan’daki siyasi sistem durumu biraz daha karmaşıklaştırıyor.

1975-1989 Lübnan iç savaşının ardından imzalanan Taif Anlaşması uyarınca, parlamentoda mezhebe dayalı bir dağılım yapılmak durumunda.

Bu ise vekil dağılımının 27 Sünni, 27 Şii, 8 Dürzi, 34 Maruni Hristiyan, 14 Grek Ortodoks, 8 Grek Katolik, 1 Evanjelik, 1 Ermeni Katolik, 5 Ermeni Ortodoks, 2 Alevi, 1 Hristiyan azınlıklar şeklinde olması anlamına geliyor.

Dahası, yine aynı anlaşma gereği, ülkenin önde gelen dini grupları göz önünde bulundurularak parlamento başkanının Şii, başbakanın Sünni ve cumhurbaşkanının Maruni Hristiyan olması gerekiyor.

Bu çok bilinmeyenli denklem çözülüp yeni bir hükümet kuruluncaya kadar bir önceki hükümet “geçici hükümet” olarak görev yapıyor. Geçici hükümetin resmi mazbata olmadan yapabileceklerinin ise sınırı var.

Lübnan’da ‘eşi benzeri görülmemiş’ bir durum

The Middle East Monitor haber sitesinin de altını çizdiği üzere, Lübnan’da parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri neredeyse hiçbir zaman çok kolay işleyen süreçler olmasa da son bir yıl içinde yaşananlar Lübnan için de “eşi benzeri görülmemiş” bir durum teşkil ediyor.

Çünkü Mayıs 2022’den bu yana hükümet kurulamayan ülkede 31 Ekim 2022’den bu yana cumhurbaşkanı da bulunmuyor.

2016 yılında Şii ve İran destekli Hizbullah’ın desteğiyle cumhurbaşkanı seçilen Mişel Avn, 6 yıllık görev süresi sona ermeden bir gün önce, 30 Ekim’de Necib Mikati başbakanlığındaki geçici hükümetin istifa kararnamesini imzaladığını ve hükümetin müstafi olduğunu duyurmuştu.

Avn’a göre, Mikati hükümetinin “geçici” olarak görevde olması ve parlamentodan güvenoyu almamış olması hükümetin cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini üstlenemeyeceği anlamına geliyordu.

Öte yandan, Avn görevi bırakmadan önce yerine geçecek kişinin de seçilmiş olması gerekiyordu. Fakat o günden bu yana parlamentoda yapılan oturumların hiçbirinde henüz 3’te 2 çoğunluk sağlanamadı.

Örneğin, yapılan son oturumda en fazla oyu alan Hizbullah karşıtı aday Mişel Muavvad, yalnızca 34 oy alabildi; bu, seçimin ikinci tura kalabilmesi için gerekli olan 86 oydan çok daha düşük bir rakamdı. 37 vekilin boş oy attığı oylamada ABD’li senatör Bernie Sanders’a bile oy çıktı.

Tüm bunlar ise bir kez daha ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ile de bir araya geldiğinde Lübnan için gittikçe içinden çıkılmaz bir duruma işaret etti.

Bir vaka olarak Beyrut Limanı patlaması

Lübnan’da 15 Mayıs 2022’de yapılan parlamento seçimleri, 2019 yılından bu yana ülkede yaşanan ekonomik krizin, onu izleyen protestoların ve 4 Ağustos 2020’de Beyrut Limanı’nda yaşanan, 220’den fazla kişinin öldüğü patlamanın ardından yapılan ilk parlamento seçimleriydi.

Dünya Bankası’nın henüz Haziran 2021’de yayınladığı bir rapor da Lübnan’ın “19. yüzyılın ortasından bu yana dünyada görülen en şiddetli krizlerden biri ile karşı karşıya olduğunu” ortaya koyuyordu.

Yaklaşık bir yıl sonra yayınlanan başka bir Dünya Bankası raporu ise söz konusu ekonomik krizin “30 yıldır devam eden kasıtlı ve pervasız bir iktisat ve para politikasının ürünü” olduğunun altını çiziyordu.

Bu ikinci rapora göre, Lübnanlı yetkililer “ülkedeki mezhebe dayalı güç paylaşım sistemini devam ettirmeyi amaçlarken bir yandan da kasıtlı olarak kendi vatandaşlarına zarar veren bir iktisat politikası izlemiş, bu da bir nevi ‘saadet zinciri’ sistemini beraberinde getirmişti.”

Esasında Lübnan’daki siyasi sistemin – en kibar ifadeyle – işlevsizliği, Beyrut Limanı patlamasını izleyen süreçte de kendisini göstermişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) 2023 Dünya Raporu’na göre, ülkedeki “siyaset kurumu” Beyrut Limanı’nda yaşanan patlamaya yönelik soruşturmayı engellemeye devam etti:

“HRW’nin incelediği yüzlerce sayfalık resmi evrak, bazı hükümet yetkililerin limanda bulunan amonyum nitratın ölümcül bir felakete yol açabileceğinden haberdar olduğuna ve bunun insan hayatına teşkil edeceği riski zımnen kabul ettiğine güçlü bir şekilde işaret ediyordu.

“Bu, uluslararası insan hakları hukuku uyarınca yaşam hakkının ihlali anlamına gelse de siyaset kurumu yerel soruşturmayı engelleyip geciktirdi.”

TIKLAYIN – Beyrut patlaması: Soruşturma 13 ay sonra yeniden başladı

Değer kaybeden Lübnan Lirası, artan fiyatlar

Peki, Lübnanlı yurttaşlar tüm bu siyasi belirsizlik ve ekonomik kriz şartlarında neler yaşıyor? Tüm bu krizler halkı nasıl etkiliyor?

Yeniden HRW raporuna dönmek gerekirse, Lübnan’da ekonomik krizin başladığı 2019 yılı öncesi ile karşılaştırıldığında, Lübnan Lirası yüzde 95’in üzerinde değer kaybetmiş durumda. Örneğin, 24 Ocak itibariyle, bir Türk Lirası 80,40 Lübnan Lirasından işlem görüyor.

Para birimindeki bu hızlı düşüş ise 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşının da beraberinde getirdiği gıda ve enerji kriziyle bir araya geldiğinde, ülkedeki gıda fiyatlarının bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılatırıldığında, Haziran 2022’de yüzde 332 artış göstermesine yol açtı.

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin tükenmesi ve “en hayati ürünlerin” ithalindeki sübvansiyonları kaldırması ise aynı dönemde elektrik, su ve doğalgaz fiyatlarının yüzde 595 artmasına sebep oldu.

Yakıtla çalışan elektrik üretim tesislerinin durma noktasına geldiği ülkede, devlet özellikle 2021’den bu yana yurttaşlara günlük ortalama 2 saat elektrik verebiliyor, bu rakam zaman zaman 1 saate düşebiliyor.

HRW’nin Kasım 2021-Ocak 2022 döneminde yaptığı bir anket de katılımcılardan yüzde 70’inin geçinmekte zorlandığını veya gelirlerinin giderlerini karşılamadığını, yüzde 22’sinin ise son bir ay içinde zaman zaman ya da sıklıkla yeterince gıda alamadığını ortaya koydu.

Söz konusu kriz, Lübnan halkının çoğunu derinden etkilemiş olsa da ortaya çıkan aşırı yoksulluk kadınları, çocukları, göçmen işçileri, Suriyeli ve Filistinli mültecileri ve engellileri özellikle daha fazla etkiledi.

Gıda güvencesizliği ve mülteciler

Dünya Gıda Programı’nın (WFP) 19 Ocak 2023 tarihli açıklamasına göre, yaklaşık 900 bin kayıtlı, 500 bine yakın ise kayıtsız Suriyeli mültecinin yaşadığı ülkede, 1,29 milyon Lübnan vatandaşı ve 700 bin Suriyeli mülteci, gıda güvencesizliği ile karşı karşıya.

Save the Children örgütünün 3 Ocak tarihli açıklamasına göre ise eğer ülkede acil önlem alınmazsa çocukların yaşadığı açlık krizinin 2023 yılında yüzde 14 oranında artacağı öngörülüyor.

Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) derlediği 20 Ocak tarihli veriler de benzer şekilde Lübnan’da 1,5 milyon Suriyeli mülteci olduğuna, bu kişilerin yüzde 90’ının yardıma ihtiyacı olduğuna ve 800 bininin gıda güvencesizliği yaşadığına işaret ediyor.

Göçmen işçilerin pek çok hak ihlalini beraberinde getiren ‘kafala’ sistemine göre çalıştırıldığı, Suriyeli mültecilerin yalnızca yüzde 16’sının oturma izninin bulunduğu ve 174 bin Filistinli mültecinin yaşadığının tahmin edildiği ülkede, ekonomik kriz derinleştikçe pek çok Suriyeli ve Filistinli mülteci – Lübnanlı yurttaşlarla birlikte – çareyi hayatlarını tehlikeye atarak deniz yoluyla Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışmakta buluyor.

HRW’nin de yıllık raporunda hatırlattığı üzere, Nisan ayında Trablusşam (Tripoli) açıklarında 80 Lübnanlı, Suriyeli ve Filistinliyi taşıyan bir mülteci teknesi batmış, yalnızca 48 kişi kazadan sağ kurtulmuştu.

“Koşullar karşısında direnç, bu durumu sürdürüyor”

Middle East Eye’dan bağımsız ekonomist Farah Choucair’e göre, ülkede son yıllarda yaşanan tüm bu gelişmeler, “Lübnan’ın iktidar elitinin ‘eski hamam eski tas’ rutinini devam ettirdiğini gösteriyor.”

Yani, bu öyle bir rutin ki “yurttaşların birikimlerini geri alabilmek için banka soymasını, akaryakıt istasyonlarının önünde oluşan, ucu bucağı olmayan kuyrukları, kaotik kur politikalarını ve gıyabında yasadışı zenginleşme suçlaması ile karşı karşıya kalan Merkez Bankası Başkanı Riyad Salame’nin televizyonda canlı yayına çıkabilmesini normalleştiriyor.”

Peki, bu nasıl mümkün olabiliyor?

Lübnan’da son yıllarda yaşanan siyasi ve ekonomik çıkmazları birlikte hatırladığımız bu yazıyı yine Salame’den bir alıntıyla bitirelim:

“Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, ‘direnç’ kavramı, ‘bir tehlike ile karşı karşıya kalan bir sistem, topluluk ya da toplumun, söz konusu tehlikenin etkilerine zamanında ve etkili bir şekilde direnme, bu etkileri absorbe etme, uygun hale getirme ve geride bırakma yetisi’ olarak tanımlanıyor.

“BM, bu kavramı, Lübnan halkının zor zamanlarda hayatta kalmak için kullandığı taktikler ile bağlantılı olarak kullandı.

“Fakat Lübnan toplumu daha yakın dönemde bu kavrama karşı çıktı çünkü açıkça kabul edilemez şartlar karşısında ‘direnç’ göstererek toksik bir yönetişim durumunu sürdürdüklerini ve bu durumu istikrara kavuşturduklarını fark ettiler.” (SD)




Apsny News

Previous post Ukraine corruption scandal ousts top officials during war
Next post بعد تكرار الحادث في لاهاي.. تواصل موجة التنديد بحرق المصحف الشريف ومظاهرات في دول عربية وإسلامية | أخبار
Close